Sehir — my version

Cevirin tamami — henuz denetimden gecmemis ama oldugu gibi kalacak yine. Hatalar ve cumle yapilari duzeltildikten sonra ayri bir post olarak yayinlanacaktir. This is my version yani 🙂 Enjoy!
Bu arada rusca dil yapisindan kaynaklanan bir sorunu cozemedigim icin, ayrica aciklamak zorundayim, sehri anlatan, ana karakter bir bayandir.. Belki bazi kisimlari anlamanizda yardimci olacaktir, cok kritik olmasa da.

N. Krainer
Sehir
Bu sehirde 4. haftadir yagmur yagiyor. Butun keskin kenarlari ve vurgulari silmis. Sadece yarim kalan soylenecekler, yarim kalan verilecekler ve el uzakligi kadar flort kalmis. Bazen biraz daha yakin. Kelimeler su ile birlesip kanalizasyon demir cubuklarin arasina sizip kendi islerine akip gidiyor sadece.
Yagmur butun evsiz kopekleri disari cikartmis ve butun kedileri kovmus. Kediler Fars halilarin ustunde somine yani oturup, sahiplerin, burunlarini cama yapistirip olan havaya, arada bir carpan simseklere ve daha da az olan gok gurlemelerine lanet okuduklarini dinlerler. Bu temizleyip gecip giden yagmurlardan degil. Bu ta derinin altina girip, kemik iligini batiran, meydanin ortasindan ekmek ve sarap almaya gittiginde, kafanda ve sandallarda sapirdayan yagmur. Yemek ve icmek, pencereden disariya bakmak ve kedini oksamaktan baska bir sey kalmaz; arada bir degisiklik olsun diye ittiraz etmeyen kediyi, cunku icerisi kuru ve sicak, kendi prensiplerin yuzunden bu sevincten vazgecmemek lazim.
Yagmur yagiyor ve butun yalniz kadinlar simdi uyku oncesi bes dakika kadar aglar, neden yaptiklarini anlamadan. Yagmur , artik sigmadigi icin iclerinden dokuldugunu farkinda olmadan. Butun yalniz erkekler ise ellerinde bira siseleri ile birlikte cok odakli olarak televizyonlara yapisti, yagmur ile yikilirlar diye korkuyorlar. Biraz daha cezur olanlar kendine bir ekip bulmaya calisir bu gunler icin. Bunun icin cesaret bulabilenler kendinde kiz arkadasi bulabilmisler, dort hafta saka degil sonucta.
Mezarlikta simdi bos ve nemli, sadece buyuk siyah semsiye ile kendi mezarina her gun gelen bir adam var. Oldugune bir turlu inanamiyor. Denemeyi bile birakmis, sadece olan hava sartlarini aldirmadan marifetli adetini yerine getiriyor, bazen kendine cicekleri getirerek, her zaman canli ve her zaman sari, kendinle vedalasiyor. Hic bir zaman onu rahatsiz etmedik, simde ise hic etmeyeyiz. Hele mezarlikta olmadigi zaman hayati cok hos ve hafif, butun masalar bosalir kafeye geldigi zaman, bir yer bosalsin diye beklemesine gerek oylece ve kimse yakinlarinda bir sey konusmaz. Fakat simdi mezarinda durdugu zaman yuzu cok beyaz ve yagmur hem kendisi ve onun icin agliyor. Yagmur icin farketmez cunku, ama bu insan hayatinda nasil aglamadi ise simdi de ogrenemedi.
Komsumun kizi ucuncu gun gunesi cizip duruyor. Butun duvar kagitlari ve kapilar cizilmis durumda, fakat gercek gunesi cagiracak kadar degil, cunku cok cucuk ve kursun kalemle ciziyor, suluboya ile degil. Yagmura karsi kursun kalem ile nasil savasirsin ki. Ona hic bir sey anlatmiyorum, daha buyuk oldugunda, sonra kendisi anlar, yattiginda annesi de artik yan sokakta yasayan cadi ile masali anlatmaya biraktiginda.
Cadi bu arada herkesten daha iyi yerlesti. Sonu gelmeye iskambil acar ve cay icer. Bunu her havada ve gunun her saatinde yapar, hepimizi sel goturur mu goturmez mi umrunda degil.
Buyuculer ise dunyanin sonu gelmeyecegini soylerler. Tanrilarin sadece “Titanic” filmini seyretiiklettiklerini soylerler, planlarinda illa ki daha neseli seyler vardir.
***
Buyuculer, lafi acilmisken, her zaman hakli olurlar. Bu yuzden sehrimizde pek sevilmezler. Tavsiye icin basvuranlar vardir gerci, fakat pek sevinc verici bir sey degildir. Sevinc azken, faydasini gorebilmek cok zor. Komsum mesela, ziplamis gece ortasi, semsiyesini alip, sulara
basa basa gitmis buyucelere, nasil yasamaya devam etmeli diye sormaya, kendisini ve kizini seven bir erkek cikar mi karsisina. Yalniz olan erkek epey vardir, en az bir tane mutlaka bulunmasi gerek. Bunu artik daha sonra bana acikladi, visne receline goz yaslarini dokerek. O sira pek dusunmemis, sadece gitmis. Fakat buyuculer de tek bir sey soylemis, butun sorularina cevap olarak. «Salak» demis buyuculer. O kadar. Yuzune bile tukurumezsin buna, cunku hakli.
***
Eger yagmur nihayetinde biterse, bayramimiz olur. Her Sey gecer gunu. Biz bunu dusunemezdik tabii ki, buyuculer yardim etti. Insan senede en az bir kere her seyin gececigini farkinda olmali, en kotu olan seylerin bile. En guzel olandan bahsetmeden bile.
Iste sabahtan uyaniyoruz o zaman, bugun her seyin bitecegini bilerek. Hayir, sicak su ve yagmur bile degil. Fakat kahve sevdigin bir kafede bitebilir, bir fincan icersin, ikincisini kimse getirmez artik, hesap olarak 42 kahve tanesi kadar gizlice birakiverirler, espresso icin. Cayla da ayni sorunlar vardir. Ve oylece baslayip gitmis ki, sigara paketin bitmis ise yenisini artik sana satmazlar. Ilk basta bu bayramdan bize nesesi ne olabilir diye anlamazdik, buyuculere kotu kotu bakardik, onlar da belki biterler diye beklerdik. Sonra anladik ama bununla ne yapmamiz gerektigini. Simdi arik her kahve fincani zevk alarak iciliyor, normalde uc-dort fincanin verecegi zevki ile. Sigarayi da artik kullukte bes dakika icin birakmazsin. Dusunerek icersin artik, dumanina bakarak, tabii ki kahveni unutmadan. Ya da sarabini.
Bu arada, yasli John meyhanesinde de, bu gunde sahane, kirmizi, sek sarap verilir, siseden bardaklara dokulmedigi yok sadece. Az ama. Tas catlasa bes sise. Sehrimiz kucuk olsa da
Johna neredeyse herkes gider, cok kucuk cocuklar haric. Bu yuzden de neredeyse yuksuk kadar doldurur, uc gun donra gelirsen. Daha once gelirsen belki biraz daha fazla alirsin. Fakat boyle sarabi yilin diger zamaninda tadamazsin. Johnu butun sene ikna etmeye calistik, faydasi olmadi.
Bir de bu gunde her yerde mum yakilir, ve nehirde kagit gemiler gonderilir. Gemiler tabii ki batar, mumlar soner, fakat bunlar yuzdugu ve yandigi surece, meyhaneden kacip nehir kenarinda durabilirsin, sarabini yudumlarken, yuzmek icin gonderdigin geminin battigini seyrederek. Gemilerime hep gozler cizerim, kolay ayirt edebilmek icin.
Hayir, arada bir huzunlunersin tabii ki.Cunku meydanda danslar olsa da ve millet eglense de olabildigince, fakat muzisyenler buyu ile yapilmis, her an yok olabilirler, sen ise o sira harika bir yabanci ile dans ediyorsun. O da muzsiyenlerle beraber baya yok olabilir.
Bir de soyle bir inanc da vardir, bu gun icinde baslayan iliskiler uzun surmez diye. Dostluk bile. Asktan bahsetmiyorum bile. O bir mumla da beraber sonebilir. Masanizda duran ve yanan ile en basitinden. Daha farkli de olabiliyor, ama cok sik degil. Arkadasim Matias mesela, yan binada oturan, iki sene once bu bayramda bir kiz ile tanismis. Deli gibi asik olmus, daha once hic olmazdi oyleyse. Hatta ertesi sabah yaninda uyanmayi becerebilmis bile. Fakat resmini yapmaya basladiginda, Matias bir ressam, evet, 20 dk icin kiz oturmus ayip olmasin diye, boyalarini karistirmak icin kafasini cevirdiginde, hop ve gitmis bir yere. Ya da sadece yok oldu — anlayamazsin. Matias da sonra salak gibi dolasmis, yarim kalmis resim ile. Aslinda aklinda kalani kadari ile de tamamlayabilirdi, fakat sorun su ki, deli gibi asik olmus. Akli mi kalir bununla. Fakat kendine cok cabuk gelmis, disariyi cizmeye baslamis. Doga insanlardan daha guvenilir diyor. Simdi evinde oturup yagmur ciziyor. O kadar cok cizmis ki artik zeminde arada bir goletler olusuyor.
Ha evet, ben de bayram diyordum. Sabaha dogru artik, muzisyenlerin yok oldugu ve gemilerin battigi zaman, hayatin da er ya da gec bitecegini hatirlariz, olecegimizi ve evlerimize gideriz, uyumaya.
***
Sehrimiz, nehir kenarindan yurumeye devam edersen sadece iki bira icilecek kadar buyuk. Enine gidecek olursak, sessizlik mahallesinden nehre dogru, daha da kucuk. Sadece bir sise ve koprunun yaninda olan kafede mutlaka icilmesi gereken bir kahve fincani kadar. Koprunun diger ucunda. Aramizda kalsin, bu kafede sehrin en guzel kahvesini yaparlar. Tum dunyada bile olabilir. Kirik kalpleri ve siyah melankoliyi iyilestirir. Kirik kalp icin bir sert Kolombiya fincani, siyah melankoli icin latte lazim.
Fakat bu kafeye sehrimizden pek kimse gitmez. Islerin cok iyi olanlardan en azindan. Cunku koprunun diger tarafina gecersen, kafe hemen koprunun orada, Beklenmeyen olmaya baslar. Beklenmeyen koprunun diger tarafinda cok uzum zamandir yasiyor, hatta buyuculerden once. Her Beklenmeyen gibi o sehrin sakinleri ile olmaya kalkisiyor, kader veya guzel olan herseye sevgi, nehrin diger tarafina atan herkes ile. Insanin hayatinda neler olup bittigine bakmayacak tabii ki. Bu yuzden, eger her sey iyi idi ise siradanlasabilir. Veya kotulesebilir. Fakat cogu zaman sadece daha farkli olur. Bizim Beklenmeyen aslinda fena (kizgin) degil, fakat insan mutlulugu ile kendi feraseti vardir. Bu yuzden de sehir sakinleri ondan biraz korkarlar.
Hepsi degil tabii ki. Beni saymayalim, oraya nerdeyse her gun giderim, cunku Beklenmeyen ile mutluluk anlayisimiz birbirine cok benzer ve bana «daha farkli» daha cok isime gelir, yoksa dogru duzgun ne calisabilir ne de yasayabilirim. Fakat bir de suskunlar var sessizler mahalesinden, onlar oraya haftada bir kez gelir, oturup herhalde Beklenmeyen ile anlasirlar. Basarili olmalilar cunku bu onlarin gulumsedikleri tek zamandir. Bir de kafeye asik olan ciftler gelir, asklari bitecekmis gibi sandiklari zaman. Beklenmeyen olaylar bu tur durumlarda cok faydali olur. Faydasi olmuyor ise, kaderde yazildigi gibi ayrilirlar. En kotu secenek degildir bu da.
Fakat en guzel an da nehrin diger tarafina donmek degil. Evine girip neyin ne yonde degistigini anladigin an da degil. En iyi an, kafedeki masada oturup hayatinla bir seylerin oldugunu hissettigin andir. Kafanda direk sanki sapmanya sisesini acmislar. Ya da sampanya dedil de eski bir rom mesela. Bu kimin daha cok ne hosuna giderse.
Dun eve dondugumde, mizantropi (herkesten nefret eden) ve serbest yargisi ile digerlerinden farkli olan kedim, artik konusabiliyor oldugunu farkettim. Gecenin yarisina kadar, sesim kesilene kadar tartistik insanlarin kaderi ve yazgicilik (fatalism) hakkinda. Umarim cok uzun surmez. En fazla yarina kadar.
***
Bugun evlere ozellikle anketciler gitti, anket dolduranlara sikip attiklari imkanlarin kac tane
oldugunu soruyorlardi. Ve bununla ilgili kendilerini nasil hissettiklerini. Evet, aynen oyle soruyorlardi. Cok spesifik onlar burada cunku. Ve hic anlamazsin bu onlara ne icin lazim oldugunu. Belki Yilbasi icin hediye yaparlar, belki sadece istatistik icin. Ya da bir gazoz cikartmayi dusunuyorlardir «Son sans» diye.
Geldiler, kapida biraz gevelediler, sonra sonunda eve girdiler, mutfakta oturup ve hadi sorguya baslamaya. Kac tane diye soruyorlar.
Dusundurdu tabii ki. Cunku kabul etmek gerekirse, firsati, iste o firsati, bu sonuna kadar olan. Sonuna kadar olmasi beni korkutuyor. Ama yuzune direk olarak yalan soylemeyi ogretmemisler. Hafizaya danismak zorunda kaldim. Hafiza cok nazikce bir olayi hemen sundu. Eklemlerin kirilcasina kadar inciticiydi, hatirliyorum. Diger taraftan cok prensip meseleydi diyorum hafizaya. 18 yasindayken cok onemli bir sorun kadar gibi olan prensiplerinden veya 30 yasindayken cok gosterisli gibilerinden, mesela. «Yine de hic bir sey cikmazdi» dedim hafizaya. «Prensiplerimiz uyusmadi».
Hafiza kafasini salladi ve bir olay daha anlatti. Yani hayatin bir parcasini daha anlatti. Ve yine evet olabilirdi bakarsan. Birlesip daha buyuk birseye buyuyebilirdi, guzel, sakin ve huzurlu bir sey olarak. Aptal seyler bunlar diyorum. Butun sessizligim huzurumla – onlar burada ve simdi. Huzuru da bataklikla karistirmayin. Ve rahati irade ile de karistirmayin. Ne olur ne olmaz.
Anketciler bana bakiyor ama konusmuyorlar, sorunun ne oldugunu anliyorlar herhalde. Sadece ben degilim galiba boyle davranan. Hafiza ile konusmayi birakip misafir cayi ikram ettim kendilerine. Ben onu icmem ama misafirler hosnut kaliyor. Kulluk verdim. Beklesinler ve her istedigini yapsinlar.
Hafiza bu arada, biraz daha zorladi ve iste tam onu cikariverdi. En acili ve en taze olani. Dislerim bile gicirdadi uzuntuden. Guzel olabilirdi. Kimden sakliyorum ki, cok da guzeldi. Sadece istedigimden biraz daha az. Ki bu duzeltilebilir bir sey.
Hic yok dedim gurulu bir seklde odaya not defterimi aramaya giderken.
Anketciler cayini bitirip, huzunlu bir sekilde birseyleri fisildayarak tartistisip gittiler.
Yeni gazozu muhtemelen yine kimse cikartmaz. Yilbasi icin hediyeleri de kendimiz aliriz. Her neyse, boylesi daha iyi.
***
Bana da gecen gunlerde neler oldu. Parca parca yok olmaya basladim. Sabah uyandim, bir baktim ki ayagim yok. En cok koyan da sag ayagim. Ben de hep sol ayagimi daha az severdim. Her ne kadar hissetmis gibi olsam da bu ayagimi, goremiyorum. Sabah da kahvemi icerken, endiselenirken bir de elim yok oldu, o da sag. Iyice endislenmeye baslayip kime basvurabilirim diye dusunmeye basladim. Buyuculere gidebilirdim mesela, fakat bunlar salak diyip yine hakli olurlar, bana faydasi olmaz muhtemelen. Burada paramparca olurken. Daha dogrusu parcasiz kalirken. Bir de sessiz mahalesine gidebilirdim suskunlara, fakat onlar parmaklarla anlatana kadar hep yok olabilirdim. Bu yuzden de tek secenegim kaldi. Yasli Petr’a gitmek, mobilya yapana. Harikulade tek kisilik kotluklari yapar, ayaklarinla otursan bile rahat olanlardan. Hatta kedi icin bile yer kalir. Mobilya disinda Petr bir de tavsiye verir. Cok bilge tavsiyeler tabii ki.
Gardrobumu karistirip kendime uzun bir elbise buldum, uzun kollu, kimse fark etmesin diye bana olanlardan ve yola ciktim. Sansima Petr’in evi sadece bir kac mahalle uzakliginda. Fakat sabahlari meydanda oturan teyzeler yine de beni gordu. Tabii ki, hepsi zamaninda hepsi birer kediydi, ucu de. Ve nedense o kedi hayatlarindan dokuz hayatlik miras kalmis onlara. Kac tanesini yasamislar bilmiyorum, fakat her sabah bu teyzeler meydanda oturup, guvercinlere avlanacakmis gibi bakip birbirlerine cok olan hayatlarinda sayisi bitmez sevgililerinden bahseder. Ben daha kucukken bile otururlardi. Dolayisiyla epey hayatlarindan tuketmis olmalari lazim. Sadece bir tane degil, hatta ikisinden daha da fazla olmali. Biz cocukken hep gizlice onlari dinlemeye calisirdik, sevgililer konusu cok cazip gelirdi. Fakat teyzeler bizi her seferinde farkedip bize fissslalardi (kedilerin cikarttigi ses), neredeyse kediler gibi. Biz ciglik atarak oradan kacardik tabii ki.
Bu yuzden de simdi teyzelerden gorunmez bir sekilde gecemedim. Onlardan bir tanesi hatta dikkatlice bakip – Kotu gorunuyorsun bugun dedi. Seffasin neredeyse. Daha fazla balik mi yemelisin ne. Ben de sadece kafami sallayip onlardan hizlica uzaklastim, farketmesinler diye.
Fakat yasli Petr hepsini hemen anladi. Bir bakti bana – Yok mu oluyorsun? Ben de kafami salladim, baska yapacak bir seyim ne kaldi ki. O da bana visne suyu koyup etrafimda dolanip bir seyler soylemeye basladi, ben visne suyumu icerken. Bes dakika dolanmistir, sonra koltuguna oturup piposunu icmeye basladi. Petr’in koltugu ayri bir hikaye aslinda. Dunayada bundan daha rahat bir koltugu bir kez gordum hayatimda, caresizce asik oldugumda her zamanki gibi tavsiye icin gelmistim. Bu koltukta bes dakika kadar oturdum, sonra da hepsini unuttum, aski da, sonrasindan gelecek mutsuzluklari da. Sonra da anladim, Petr’in neden bu kadar bilge oldugunu.
Oyle iste, o da, piposunu iyice yakip dedi ki:
Sen kendine inanmadigin (guvenmedigin) icin oyledir.
Sasirdim tabii ki, hatta kustum bile.
Ben, inaniyorum kendime, diyorum cevaben. Ben vampirlere inanirim, onlar geceleyin uzaktaki evde sarki soyler. Hayaletlere de inanirim, onlardan hic kurtulus yok, butun pencerelere girmeye calisirlar. Hatta suskunlarin sehrimizi Olacaklar’dan kurtardiklarina inaniyorum. Olacaklar’a inanmaktan kendine inanmak cok daha kolaydir.
Petr de sadece kafasini sallamis.
Hic de bile, hic oyle basit degil. Vampir olsan neyse de. Simdi ise bir bak, yok oluyorsun. Bir sey degistirmezsen, oylece tum olarak yok olursun.
Sonra da atolyesine gidip bana koltuk getirdi, yepyeni.
Al, diyor, sevdigin gibi. Ayaklarinla da oturabilecegin. Kedi icin bile yer kalir. Ona tabii ki tesekkur ettim, hic bir sey anlamasam bile. En azindan geri dongudumde koltukla tanidiklarimdan kendimi saklayip, selam vermesin ve bakmasin diye oylece gidebilirdim.
Simde de evimde sonra ne olacak diye oturup dusunuyorum. Vampir olmak icin oraya mi gitsem acaba. Yoksa kendime baska turlu nasil inanirim ki.
***
Vampir olamadim bu arada (almadilar). Suratin yamuk dediler. Yeteri kadar beyaz ve gizemli suratim yokmus. Genel olarak da. Tam uzulucekken, buyuculer yeni garip bir sey uydurmus. Yakinda ikizlerimizlerle (kopyalarimizla) bulusacagimizi soylediler. Aslinda ikizinle bulusmak olum isaretidir, fakat buyuculer her seyin yolunda olacagini soyledi. Her zaman hakli olduklari icin korkmamaya karar verdik. Halilarimizi cirptik, sehrimizi yikadik ve beklemeye basladik. Buyuceler bir de bizim gibi sorun cikartanlara her sey vin gelir gibi bir sey soyledi, fakat bunu cok sessisce ve baska bir tarafa bakarak soylediler. Dolayisila konumuzla hic bir
alakasi yok.
Yine de gunu gelen sabahinda herkes endisilenmeye basladi. Her gun kendi kendini gormek nasip olmaz ne de olsa. Hatta konusmak. Bu yuzden sehrin sakinleri sokaklara dokulup, meydanda ve yasli John masalarini doldurup bunun nasil olacacigini tartismaya basladi. Suskunlar, tabii ki, bu angaryaya katilmamislardi. Oncelikle soylecek bir sey olmadiklari icin, en onemlisi de suskunlarin bir ikize hakki olmadigi icin. Fazlaca tamamlanmis kisilikler olduklari icin. Bu da biraz subjektif bakis noktalaridir.
Nihayetinde, komsumla, hafif titreyen ellerimizle tekrar getirilen kahve fincanlarina sarildigimizda, sehre ikizlerimiz gelmeye basladi. Onlar da bizim hissediyordu, gerginlerdi, utangaclardi ve surekli etraflarina bakarlardi, kiminle karsilacagini secmeye calisarak. Nihayetinde karsilastilar tabii ki. Kafe sahipleri bodrumdan butun masalari cikartmak zorunda kaldi ama yine de yetmedi. O zaman birinci katta yasayanlar evlerinde olan cesitce mobilya getirdi. Herkes oturdu ve hemen cok gurultulu oldu ve neseli hatta.
Komsumun ikizi ona tipatip benziyordu. Elbiseleri ve davranislari ile, ve onun da ayni kizi vardi, aydin ve cok zeki. Oyle bir his ki, sanki komsum surekli aynaya bakiyordu. Ve aynayla konusuyordu.
Matias’a da, ressamimiza, ceketli saygin bir amca geldi. Yani, amca degil tabii ki, o da Matias yasinda, fakat amcaymis gibi his vardi. Cunku dayanilmayacak kadar ciddi. Gerci sadece ilk basta cok ciddiydi, sonra Matias ile bir testi sarap aldilar ve hadi kadinlari, sporu ve hatta siyaseti konusmaya. Bizim Matias da siyaset hakkinda nereden ne ogrenmis hic anlayamadik, ama bak konusuyorlar iste. Hatta tartisabiliyorlar bile. Cunku biri esmerleri digeri sarisinlari sever. Kizil olanlarda ortada bulustular sonunda, kizil kizlar hayatta en guzel olabilecek seydir. Fakat cok nadiren olur.
Petr’in ikizi, bizde mobilya yapan, bir yazarmis. Hem de cok unlu bir yazarmis. Ne hakkinda yazdigini duyamadim, cunku Petr ve ikizi hemen meyhanenin en kenarina kacip orada rom icmeye basladilar. Siyah. Romu ayirt edebildim tabii ki, fakat gerisini neredeyse duyamadim.
Bu arada, bir komsum daha var, sabahlari kahve icebilecek komsulardan. Sonya. Gerci, bilgelik bir turlu yok onda. Ama hep asik olur, ve hep mutsuz. Kucuk sehrimizde bu kadar mutsuz aski nasil bulmus aklim ermiyor. Ve neden bir tane bile mutlu aski olmamis onu da bilmiyorum. Diger taraftan ikizi cok mutlu bir bayandi, ipek kumasli ve bir suru takisi vardi. Vampi-bayan, hemen belli. Boylesinden bizim vampirler bile kacar. O da tabii ki, bizim Sonya’ya hayatla ilgili akil dolu ders vermeye basladi, ama bunu dinlemek hic de ilginc degildi. Sonya’ya da oyle gelmisti galiba. Galiba Sonya da , tum bu kronik mutsuz asklari dolu hayatindan cok memnundu.
Yasli John’un ikizi de yasli John’un da bir meyhanesi olduguna sevinmisti. Hayati boyunca hep boyle bur yer acmayi hayal ettigini soyledi, ama bir turlu olmadi. Aile buyuk, uc cocuk, ve butun birikimi riske atamazsin hayalini gerceklestirmek icin. Yasli John ona iki siparis arasinda derdine ortak oldu ve sonra beraber calismaya basladilar, cunku bir suru gelen olmustu.
Surekli olarak meydanda oturan teyzelerimize de uc kedi geldi – gri, siyah ve kizil. Galiba teyzeleri ile ortak bir dili bulmuslar. Oysa hepsi sessizdi, kediler de, teyzeler de. Ki bu onlara, teyzelere yani, pek benzemez. Hatta bakakaldim orada.
Tum bunlara bakarken, nihayetinde benim de ikizim geldi. Gec kaldi, ki hic sasilacak bir sey degildi. Ben de pek dakik biri sayilmam. Ikizimle birbirimize baktik, sonra da butun kalabiliga, gidip yasli John’dan bir sise Tokay sarabindan alip nehrin kenarina gittik. Oturduk orada ve hadi birbirimiz hakkinda soru sormaya. Ikizimin de genel olarak fena olmayan bir hayati vardir. En azindan cabaliyor. Fakat evi oldugu yerde hersey bizimkinden daha zor. En azindan istedigin gibi yasamak cok zor. Bunun hakkinda bana uzun uzun anlatti. Ben de ona nasil parca parca yok olmaya basladigimi anlattim. Yani aslinda ayagim ve elim disinda baska bir yerim yok olmadi ama yine de rahatsiz edici. Uzun elbiselerim de pek yok. Burada da ikizim canlandi ve dedi ki, ben aslinda kendi hayatimdan buyuk zevkle yok oldurdum. Eger oradan yok olursam, mutlaka baska bir yerde olurum. Belki orada daha guzel olur. Belki, diyor, durumlarimizi degistirebiliriz.
Degisterebilir miyiz de hic bilmiyorum. Bununla ilgili bana kimse hic bir sey anlatmadi. Her sey icin benim tek bir cozumum vardir, koprunun obur tarafina gitmek, Beklenmeyen’in yasadigi yere. Ve ondan bir seyler rica etmek belki, suskunlar onunla bir sekilde konusuyorlar sonucta. Bu yuzden ikizime hic bir sey soylemedim, sadece kucagima alip koprunun diger tarafina goturdum. Orada kafede otururduk, ben de o sira Beklenmeyen’e olup bitenleri anlatmaya calistim. Neredeyse herseye razi oldugumu, hatta alnimda ucuncu goze bile ve dairemin yeniden yapilandirmasina, sadece bu sehirden yok olmamaya. Ikizime de bir hediye vermem lazimdi. Cok iyi biri cunku, yalniz cok huzunlu. O, Sonya’daki vampiden daha iyi oldugu kesin. Beklenmeyen beni duyabilmis mi bilmiyorum. Belki hersey kendiliginden olup bitti, belki de bunun icin de ayarlanmisti hersey, buyuculerin neyi ve ne icin yaptiklarini kimse bilmez. Oyle ya da boyle, hersey oldu. Ayagim ve elim geri geldi, ikizim de yarim gorunmez oldu ve korkuncca mutlu. Uzun uzun bir de tesekkur edip durdu, geri, her zamanki yerine donme zamani gelene kadar. Ben de ona kendine fazla inanmamayi tavsiye ettim. Boylece daha hizli yok olabilirsin. Bana cok sasirmis bir sekilde bakti ama kafasini salladi. Belki onun sehrinde kendine daha farkli inanirlar, bilemiyorum.
Oyle iste, geceyarisina dogru butun ikizler gitmis oldu, yasli John mekanini kapatti cunku gun boyunca cok yoruldu, sehir sakinlerimiz de gurultu yapa yapa evlerine dondu. Ben de dondum, sevdigim bir elbise giydim, kisa ve kolsuz ve meydana oturmaya gittim, sevinmeye. Belki de dans etmeye, eger dolunay olacaksa. Bizde ay kafasina gore takilir, bu yuzden de dolunay olabilir.
Meydanda, kapali kafenin masasinda komsum oturuyordu ve agliyordu. Ne oldugunu sormadim, hersey belliydi zaten.
***
Bazen, haftada bir kere mesela, sabahin alacakaranligi gormeye giderim. Cogu zaman bu oylece guzel ve sakindir, fakat sansli olursan, yildizlar gerekli yerlerinde olursa, gun yagmurlu olacak gibi ise ve sisli ise, dunun bugune donustugunu gorebilirsin.
Bu tabii ki hic de kolay degil. Nerede ve ne zaman olacagini bilmek lazim. Sehrimizin yakinlarinda ufak bir gol var. Cok ufak ve bakilmamis. Cogu kimse hatirlamiyor bile, bu yuzden de bakilmamis. Insanlarin dikkatsizliginden. Insanlar bir seye dikkat etmemeye basladiklari zaman, bir seye hemen dunya dikkat etmeye baslar. Bu yuzden de hersey bu golde olur, baska bir yerde degil. Kiyisinda cok buyuk bir tas vardir, uzerine cikip oturulmasi gereken, herseyi iyice gorebilmek icin. Ve herseye tek basina bakmak lazim, baska sekilde degil. Dunyanin dikkatini de uzerine toplamadan yaparsan daha iyi olur, cunku o bu durumda darilabilir ve butun mucizelerini baska yerde yapmaya baslar. O yeri bir de bulmak gerekir. Bunun icin bazen yuzyillar gider. Ben bu yeri tesadufen buldum, sabahleyin gezmek icin cikmistim, bu alacakaranlikta olmak icin ve bu gole cikiverdim. Bu sans da nadiren cikar.
Oyle yani, butun bu sartlari yerine getirirsen ve tasa iyice oturursan, gunesin dogusundan 15 dakina oncesine kadar dunun bugune donustugunu gorebilirsin. Dunku dunyayi tutan ipler garip gri atesle yanar, bundan daha guzel bir sey bulamazsin butun dunyayi uc kez dolassan bile ve sol omzun uzerinden tukursen bile. Ve dun artik hic bir seye tutunamadigi icin dusuyor ve neredeyse gok neredeyse yer olan yerde yavas yavas erimeye basliyor. Eger fazla curet bulursan avucla bir kismini alabilirsin erirken, o zaman butun hayatin icin biraz dununden kalabilir. Fakat bunun pek sevinc veren tarafi yoktur. Kendi ortaminda olmadigi zaman dun solar ve kotulesir. En iyisi hafizanda tutmak, avucunda degil. Ben ilk baslarda cimrilik yapardim gerci, her gordugum dunden biraz avuclayip evimde kavanozlara koyardim. Yaslaninca sklerozum basladiginda, bir bakarsin dunler burada, kavanoza sadece uzunca bakmak lazim sadece diye dusunurdum. Fakat sonra yine o golde hepsini serbest biraktim. Cunku sklerozum baslarsa o kavanozlarin ne oldugunu hatirlayamam ve icindekilerini de.
Bir de, bazen gunes dogmadan once baykuslarin neye donustuklerini gorebilirsin, neye aslinda gorunmediklerini, asil ne olduklarina, fakat bunu anlatmayacagim. Onlara soz verdim.
Kisin gunler o kadar kisa ki birbirine neredeyse gorunmez sekilde gecer. Sabah alacakaranlik da cok gec vakitte olur, bir suru insanlarin oldugu zaman. Bu yuzden kisin daha cok evde oturmak zorundasin, kizagin tahtalarini boyarak ve bazen gole kaymaya giderek. Butun mucizeleri unutarak. Kisin aslinda unutmak daha kolay. Yasamak ise daha zor. Ama ben cok calisiyorum.
***
Cocukken bizim soyle bir oyunumuz vardi “Hic bir seyi tutma”. Ekibimizden biri, biz 6 kisiydik, herhangi bir gun “oyun” diyebilirdi ve elimizde olan herseyi atardik ve hic bir seyi tutmazdik. Ve hic bir seye tutunmazdik. Ebe ne kadar derse o kadar. Ebe de gerci bizimle oynamak zorundaydi. Oyun devam ederken biz de sokakta oylece dolasmazdik. Her seferinde oyle cok cok zor bir sey bulmaya calisirdik. Ilk basta dondurma yerdik. Bu tabii ki eglenciliydi, fakat hic de zor degildi. Dondurma satan bayan, hazineci olarak belirledigimiz kisinin cebinden, 6 porsiyon icin para alip, agzimiza kornetli dondurmaya sokardi. Biz de sonra bir masada cok yuksek sesle sapirdatarak oturup yerdik.
Sonra gerci uzun uzun yikanmak gerekirdi. Ama olsun. Cunku kuralda tek istisna su ve hava idi. Onlari hic bir sekilde tutamazsin, ne kadar cabalasan da.
Sonra Nick, bizim amigo, bizi eski ipli kopruye goturmeye basladi. Iste bu ilk basta cok korkutucuydu. Ve bir taraftan anliyorsun, hic bir sey olmaz sana ve hic bir yere duzmezsin ama diger taraftan kopru sallaniyor ve ellerin o eski halatlara kendiliginden gidiyor. Kopruyu daha dedemin babasi yapmisti dolayisiyla daha cok seref sozuyle duruyordu. Seref sozu fazlasiyla yeterliydi gerci. Simdi bile yetiyor. Ve iste sen, hic bir seye tutunmamak icin ve yenilmemek icin, ellerini cebine sokarsin mumkun oldugu kadar derin ve koprude yuruyup agzini yirtarcasina bagiriyorsun. Korkudan. Ve bir sekilde baska bir seye odaklanmak icin. Donerken artik normal kopruden, ne olur ne olmaz diye.
Gerci zamanla buna da alistik. Koprude oraya buraya kosardik, hatta arada bir kovalamaca oynardik. Nick de bunun artik sikici oldugunu ve artik catilarda yurumeyi denememiz gerektigini soyledi.
Catilar cok urkutucu bir seydir, orada tutunabilecek hic bir sey yoktur neredeyse. Fakat biz de neyi farkettik. Eger yine de gidersen, ve cati cok egri ise ve asagida guvenlik demirleri yok ise ve ciplak ayaginla bile asagi dogru kayip gidiyorsan, ileri dogru uc adim atarsan ucabilirsin. Cok uzun degil, sadece 10 saniye icin ama gercekten ucabilirsin. Fakat indiginde kesin bir seye tutunursun. Ve yenilirsin. Ama bu artik onemli degildi. Cunku biz sonra sadece bunu yapardik, mumkun oldugu kadar uzunca ucmaya calisirdik. Nick bir seferinde neredeyse yarim dakika icin evmin catisi uzerinde asili kalabildi. Hepimiz cok kiskandik. Ve neden sadece o yapabildi bilmiyorduk. Kendisi de bilmiyordu muhtemelen. Sadece cok gururluydu ve burnu havadaydi.
Oyle ise, sonra da biraz buyuduk. Yani oyle bir yasa geldik ki, artik kopruler ve catilar artik ucmak icin bir imkan degil, az ya da cok romantik bir gorusme icin, opucuklerle ve ay altinda, bir mekan idi. Ya da aysiz. Nasil olursa artik.
Fakat burada da soyle bir olay oldu. Ekibimizden biri kendine sevdigi bir sey buldugu zaman, diger bes kisi hemen oyun baslatirdi. Butun gun icin. Kurallara gore daha uzun olamazdi. Ama butun gun de yeterliydi. Bunun nasil oldugunu hatirliyorum. Onceki gun beraberken ne kadar iyi oldugunu dusunceleri ile sabah uyandiginda, pencereye Nick vurur. Ve kagit gosterir sana “Bugun butun gun Oyun” yazisi ile. Ve herkesi bir daha gormemek icin uzaga gondermek istersin, yatagina donup, opup herseyi unutmak istersin… fakat sonra catiyi ve kopruyu hatirlarsin, ve Nick’in yuzunu, havada asili kaldigi zaman ve iste o zaman anlarsin olmaz, asla hic bir sekilde oyundan vazgecemedigini. Sessizce giyinip sokaga kosarsin, yasin kac olursa olsun – 17 veya 27. Ve dondurma yemeye gidersin. Ya da kahve icmeye. El kullanmadan kahveyi icmek daha gecenlerde ogrenebildim. Hic bir sey tutmamayi ve hic bir seye tutunmamayi ise coktandir herhalde. Bir de sigarayi yakmayi ogrenirsem bir zaman, tam mutlu olurum. Nick gecen sefer ogrendigini soyledi. Fakat yalan soyluyordur herhalde.
***
Sehrimizde insanlar istedikleri zaman olur. Evet, aynen oyle, bir insan olmek isterse bir dakika sonra artik yerde ve hic nefes almiyor. Bu yuzden hayati cok ciddiye aliriz. Allah korusun olmeyi istemeyelim diye. Cocuklara da veliler bunu daha cok kucukken anlatirlar. “Ben olurum siz de sonra pisman olursunuz” fikirleri olmasin diye. Cunku kader icin farketmez, kucuk musun ya da buyuksun, ya da sakaciliktan olmek istedigini. Kader, sehrimizde isteklerin gerceklesmesi icin insanlarin hakki olmali diye dusunuyor. Ozellikle boyle isteklerin.
Bu yuzden de hayati butun gucunle sevmek zorundasin. Cok basit oldugunu da soylenemez. Hep bir kotu bir sey karsina cikmaya calisir. Ya mutsuz bir ask ya da ozguvensizlik krizi, bazen sadece depresyon, karanlik oldugunda, kar yagdiginda ve ileride bir ay kis daha varken. Bunun ustunden de gecmek zorundasin, cunku azcik koyuverdigin anda, hemen kalbin orada bir seyler batmaya baslar, oyle hemen hissedebildigin bir anidir. O yuzden butun mutsuz asklari mutlu olanlara donusturmek zorunda kaliyorsun ya da hayatin onemsiz bir anlara, daha once bir suru olmus ve ileride bir suru olacak olan anlara. Fakat sonra, kendini hizli bir sekilde toparladigin zaman, askinla beraber yasli John meyhanesinde oturup gulebilirsin. Kendine kendine. Ve hayatimizi, birini karsiliksiz sevmek veya sevmemek gibi luzumsuz seyler ile harcadigimiza. Ben bunu cok sik yaparim, ufukta hemen karsiliksiz bir ask gorunmeye basladigi zaman. Gerci bu daha cok son senelerde, oncesinde surekli olarak kendimle savasip, herkese yardim icin basvururdum. Guzel olan, herkesin bunun bitecegini anlayip yardim ediyorlar. Seninle konusup sana kahve koyar, elma agacina tirmanmak icin izin verirler, daha yemyesil elmalari toplamaya. Yaz cok sicak ise onlari kahveye koymak cok iyidir.
Fakat yavas yavas bununla tek basina haletmeyi ogreniyorsun. Kendine her zaman ise yarar toren bulursun, birkac sevdigin kitap ve birkac cok guzel film. Ve tum bunlari paket olarak kullanirsin. Mutsuz bir ask oldugunda neredeyse her zaman ise yarar. Ozguven sorunu var ise o zaman daha zor. Fakat bu durumlar icin sehrimizde ozel bir meslek vardir – takdirci. Bu oyle bir insan ki, ona geldiginde seni takdir eder. Ve her zaman ne icin yapacagini bulur. Simdi takdirci olarak Tomas calisiyor. Eskiden cok iyi olmayan yazardi ve hep bununla ilgili endise duyardi. O zaman buyuculer onu takdirci olarak atadi ve herkeste isler harika oldu. Tomas her seferinde bir sekilde herkeste iyi bir seyi gormeyi becerir, ustune oyle bir takdir etmeyi becerir ki, insan bunu gorev icabi yaptigini dusunmesin. O yuzden Tomas oldugu icin cok sansliyiz. Bu ise basladiktan sonra da kendisi de guzellesti ve iyilesti. Hemen sehrin ikinci guzel kadin ile evlendi, birinci guzel evlenmemeye karar verdi, ve bir kac cocugu oldu. Uc galiba. Ama eger kis veya yagmur bir ay icin olursa, demin oldugu gibi, takdirci anlayacaginiz gibi yardim etmez. Mumlari yakip, yazi hayal etmek zorundasin, misafirlige arkadaslarini cagirmaya ve gece yarisina kadar korkunc hikayeleri anlatmaya. Korktugun zaman olumu dusunmezsin bile. Ben boyle hikayeleri her aksam uydurum ve ozel deftere yazarim. Kis icin topluyorum. Ya da yagmur icin. Dostlarim da ayni sey yapar. Kitap derleyip bir ara yayimlamayi bile dusunuyoruz, herkes satin alip kisin efkariyla savasabilsin diye.
Oylese yasayip gidiyoruz iste. Elli sene sonra artik herseye alisiyorsun artik, bu oncelikle, hayata da biraz daha basit bakmayi ogreniyorsun. Daha dogrusu hayatta olup bitenlere. Fakat yine de anlayacaginiz insanlar olur. Ya bir seyleri eksiktir hep ya da iradeleri yetersiz kalir ya da yasama istegi, ya da sadece sikildiklari icin. Boyle bir hayattan nasil sikilabilirsin zor anliyorum, ama oluyormus diyorlar. Bazilari ise dalginliklarindan olur, bir dakika icin unuturlar, olumu dusunurler, o da hemencicik orada. Iste o adam, kendi mezarina giden, muhtemelen oyle olmustur. Cunku buyuculer anliyorlarsa, bir insanin cok bilincli olarak hayatindan vazgecmedigini, kendisine benzer birini birakirlar yine de.
Buyuculer olur mu kimse bilmez.
Bir de su var. Hepimiz istedigimiz kadar yasamayi ogrendigimiz icin, buyuculer bize iyi davranislarimizdan oturu bize hediye verdiler. Cok yasli olana kadar hayatimizi yasariz, sonra da omrumuzun sonuna kadar hayatimizin bir anindan ne olarak kalmayi secebiliyoruz. Bazilari artik ikiyuz yildir yirmibes yasindaki cocuk olarak kosuyor, bazilari da ergenligi sonsuz olarak yasayip durur. Yasli John ise yasli olarak kalmak onu tatmin ettigine karar verdi. Meyhane sahibi agirbasli olarak gorunmeli diyor. Ben de hayatinda o kadar cok gormus olmasi lazim ki artik bundan dinlenmeye karar Verdi. Fakat cogu insan ya genc ya da orta yaslarinda kalir. Bir de sehirden ayrilirsan tum bunlar biter diye soylerler. Ama simdiye kadar kimse henuz denememis.
***
Sehrimizde iliskilerini afise etmeyi pek sevmezler, ask veya ona benzer bir seyler oldu ise. “Seni cok iyi anliyorum” taziye bakislari ile karsilasmamak icin. Taziyelerimiz de aska veya ona benzer duygulara inanmadigimizdan degil, cunku sehrin her sakini icin dogdugunda yalnizlik porsiyonu ayrildigindandir. Her cocuk dogdugunda yaninda mutlaka bir buyucu bulunur, ebeveynlere bir zarf veren. Zarf cocuk 16 oldugunda mutlaka verilmeli. Hersey durustce. Zarfta da insanin tek basina ne kadar vakit gecirecegi yazar. Bazilarina sadece bir veya iki denk gelir, fakat bu cok nadiren olur, cogunda onlarca seneler yazilir, yuzlerce degil ise. Omrumuz cok uzun, kim ne kadar isterse, o yuzden bazen omrunde 211 sene yazildigi de olur. Daha dogrusu omrunde degil, zarfta. Buyuculer insan olculmus kadar yalniz kalmaz ise sehirde yasayamaz diyor. Cunku boyle bir insan hafifligi kaybeder diyor. Buyuculer her zaman haklilar, kimse onlarla tartismaya cesaret etmez, fakat bazen cok zor oluyor, eger tam hayatin sonuna kadar gecirmeye karar verdigin birini karsilastigin zaman, daha otuz senelik yalniz hayatin kaldigini kesin olarak hatirlarsin, ve bundan kacacak bir yerin de yoktur, ne kadar cabalasan da. Farketmez, her sey cok iyi gidiyor olsa da, er ya da gec yalniz kalirsin, ve oldugun haliyle zarfta yazilan sureyi tamamlamak zorundasin. Iste boylece komsuma ve kocasina oldu. Onlar buyuculeri ve ustune de kaderi kandirmak icin denemenin mumkun oldugunu dusunduler ve gizlice evlendiler, kimse bilmesin diye, ve kizlari da olmustu. Kizlari bu arada cok sahane. Fakat aile hayati olmadi tabii ki. Kiz dogumudundan sonra kocasi oylece yok oluverdi. Kimse bilmiyor, ya sessizce birakmis mi yoksa suskunlara mi gitmis mesela, ya da gercekten sehirde mi yasayamamis. Cunku kocasinda kirk sene mi ne kalmisti, ona da bir yirmi kadar. Fakat komsum hala bekliyor, belki 30 sene sonra gelir, ya da daha sonra. Simdi ise kizini buyutup geceleri aglar, cunku kizin zarfinda ne yazildigini bilmiyor. Ve ogrenmekten de cok korkuyor. Matias ise, ressamimiz, cok sanssiz, zarfinda sadece “hayatin boyunca” yaziyordu. Ve nokta. O da onalti yasindayken, tam cok cok atesli gecen iliski sirasinda zarfini acti ve oylece donakaldi. Karsi gelmeyi de cesaret etmedi, biliyordu bunun sonu iyi olmayacagini. Bu yuzden kendine arada bir kiz bulur, bir kac gun icin, daha fazla degil. Kader farkedemesin diye. Fena da degil, simdilik basarabiliyor, alistim diye soyluyor, aslinda pek de kimseye ihtiyaci yok. Dostlari ile de sadece haftada bir gorusur, kisa bir sure icin, bir bira icmek icin. Yalnizken resim cizmek daha kolay diyor. Tabii ki karsiliksiz olarak asik olmayi kimse engellemiyor. Cunku insana ilham lazim. Karsiliksiz asik olan insan daha da yalniz. Bunu herkes bilir.
Ben ise kendi zarfimi acmiyorum daha. Ne kadar aslinda yalniz kalmam gerekir kontrol etmek icin henuz sebebim yoktu. Ben bu yalnizligimla aslinda fena da olmayan bir sekilde yasiyorum. Belki de oylece bana ayrilan sureyi tamamlarim. Sonra da bakariz.
Bir de aslinda etrafinda ne kadar insan olursa olsun yine yalniz kaldigin bir yalnizlik turu var diye soylerler. Fakat bunun icin bayagi bir egitim lazim. Fakat ogrenirsen, boyle bir yalnizligin senesi normal yalnizligin iki senesi kadar eder. Ya boyle iste.
***
Bir de sehrimizde bulutlar vardir. Cok ve buyuleci, diger seyler oldugu gibi. Bulutlarla bir cok genc kiz fal bakar, asik olmaya zamanlari geldigi zaman. Ve bir sekilde yukarida, orada fil veya hipotatamus degil de, nisanlisini veya hatta gercek bir dugunu gormeyi becerirler. Bu dugunlerin neye benzedigini ben anlayamadim bir turlu ama pek de terbiyeli, nezih imis. Ben alisagelmis adete gore kahve fali bakarim, sebebim olunca, boylece daha kolay. Hem bulutlari bu tur basit seyler icin harcamak bence kabul edilemeyecek masraftir. Hayir, onlar icin olabilir tabii ki, onlar genc ve asik. Genc ve asik olanlara ise hersey serbest. Bulutlarda dugun gormek, ya da o bulutlarda ucmak olsun. Onlara her sey hos gorulurur. Uzun zamandir bunun neden boyle oldugunu anlamaya calistim, buyuculer de acikladi, normal insan hayatinda sadece bir kac defa insan olmayi birakip bir nevi tanri olurmus. Bu da boyle olaylardan biriymis. O yuzden boyle kalsin, dedi buyuculer, ne de olsa cabuk biter, hemen dugunden sonra, bulutlar da ondan sonra sacmaligi gostermeyi birakirmis.
Bulutlar sacma seyleri gostermeyi biraktiklari zaman da, onlarda gecmisi, simdiyi ve gelecegi gorebilirsin. Gecmisi en iyi tam gunes batimindan once seyretmek lazim, o zaman gercekten ne oldugunu gorebilirsin, o sira kendince hatirladigin ya da uydurdgun seyleri degil. Gelecegi de genelde tam gunes dogmadan once gosterilir, gunes tam dogacakken. Iste bu turuncu-pembelide, bununla hazirlananla, gelecegini gosterirler. Gerci bunun icin az kisi cesaret etmistir. Cunku bulutlar, buyuculer oldugu gibi hakli olur, ve o sabah gordugun seyi hic bir sey degistirmez artik. Ve gunduz, sokakta veya nehir kenarinda oturdugunda simdikini gorebilirsin. Ta ozunu. Bu bazen cok yardimci olur, kendini cozmeye calistigin zaman. Orada, goklerde, bunu cok aciklayici bir sekilde anlatirlar genellikle.
Bazen de bulutlari cocuklarin mesgul ettikleri de olur, o sira goklerden filler, develer ve ejderhalar gecer, olmasi gerektigi gibi.
Bazen de, sabahleyin cikarsin kahve icmek icin, goge bir bakarsin ve ne oldugunu anlamaya calisirsin, ya cocuklar yaramazlik yapiyor ya da kizlar yine falina bakiyor, ya da simdigini mi gosteriyolar sana.
***
Bir de sehrimizde bir garip salgin baslamis. Ya havada baslamis, ya da suda, ya da yasli John saraba bir pisligi karistirmis. Pek bir sakacidir kendisi. Her neyse, insanlar sehrimizde olan keyiflerine benzemeye basladi. Cinsiyetini degisterecek kadar yoktu tabii ki ya da daha kardinal bir sey, degil tabii ki. Fakat yasimiz oldukca degisiyordu. Ve diger gorunumumuz. Ben bunu ogrendigimde, ana caddeden giderken uzaktaki kafeye. Uzaktaki kafeye pek kimse gitmez, hele koprun diger tarafina bile daha sik. Cunku uzaktaki kafede daha cok huzunlu fikirlerini dusunmeye gidilir. Oraya da daha cok huzunlu fikirlerle gitmek lazim, yoksa kafe gorunmez bile. Ilk basta sehrimizde neden oyle bir kafe yaptiklarini anlayamadilar bile, biz hayatimizdan zevk almaliyiz oysa, hava sartlarini aldirmadan, sonra ise neredeyse herkes oraya bir kez gitmistir. Huzunlenmek icin pek iyi orasi. En onemlisi de ciktiginda nesin daha iyi olur. Orada huznunu birakiyorsun diye dusunuyorum, hesabinla birlikte. Kafe sahipleri sonra onu nerede saklarlar kimse bilmez artik. Pek de merak etmezler, cunku herkesin sirri farklidir.
Kafe sahibi iki kisi – uzun sacli guzel bir bayan ve annesi. Annesi genellikle bir kosede oturup birseyler hesap eder. Bayan da kahveleri dagitir. Gulumsemez sadece hic bir zaman. Ki bu da anlasilir bir sey aslinda.
Ben de oraya giderken iste, birden cok iyi hissetmedigimi anliyorum, belim kirilmaya basladi ve genel olarak saglikli hissetmiyorum. Karsimdan bir cocuk geliyor. Nine diyor, yardimci olabilir miyim, belki bir banka kadar mi gotursem?
Delirdin mi dyorum ben de, cocuk, ne ninesi?
Ne cocugu, kustu o da.
Ben en az genc adamim. Yuzunuz de niye oyle tanidik nine, diyor.
Ona bakip anliyorum ki o da bana cok tanidik geliyor. Dostum Matias’a cok benziyor. Ki o da ebedi yalnizliktan cocugu da olmamasi gerekiyor. Gerci her sey de olabilir tabii ki.
Ben de ona dikkatlice soruyorum
Matias, sen misin bu?
Ya, benzemiyor muyum, diye cevap veriyor.
Biz de ne olup bittigini cozduk hemen, gun boyunca da kumlukta oynadik. Baska ne yapabilirdik ki. Yasli biri olarak huzunlu fikirlerimle gidemezdim o kafeye kadar.
Bu aksilik dort gun boyunca devam etii, ta ki buyuculer tatillerinden donup her seyi eskiye donduklerine kadar. Fakat bu dort gun boyunca hayat cok garipti. Cunku dostlarini da zorlukla taniyabiliyorsun, kendin de degisip duruyorsun. En korkutucu da, suslenmis bir teyzeye donustugum zamandi. Buyuk ve kizgin bir teyzeye. Birine o kadar cok kismisim ki, ne icin bile hatirlayamadigim icin olmasi lazim, oyle bir sey iste geldi basima. Hemencicik o insanla barismak icin gitmek zorunda kaldim, oyle uzunca kalmamak icin. Teyze olarak kendimi cok rahatsiz hissediyordum. Hep o sira alisveris, camasir yikamalar ve yemek pisirmeler aklimdaydi. Nine olmak bile daha guzeldi. Onun dusunceleri cok seffafti. Ama cogu zaman kendim gibi kalirdim ya da Matias ile karsilastigimda, hemen cocukluga donerdim. Bu bulasici olmasi lazim, cunku butun dort gun cocuk olarak kosup durdu, hatta buyuculer herseyi duzelttikleri zaman uzuldu biraz.
Hayatim boyunca, tabii ki, oyle kalmak istemem, dedi Matias. Fakat bir hafta daha olabilirdi aslinda. Ben de her sey bittiginde uzaktaki kafeye kadar gitmeye niyetlendim sonunda. Bir turlu olmuyordu. Huzunludugumde hep kendimi nine olarak hatirliyorum. Hatta, istedigim yerde iyi bir kahve icemeyip cok koydugu icin buyuculere skandal yapmaya gittim.
Ne, diyorum, yine terbiye mi etmeye calisiyorsunuz? Fazlaca direk olan sordum bu sefer.
Buyuculer de matrikste ve asil temellerinde bir sorun oldguna dair bir seyler geveledi ve dogru duzgun bir cevap vermedi. Ben de onlardan ayrilirken, bir gozumle aynaya baktim ve o zamanki teyzeyi gormus gibi oldum. Cok korktum o zaman ve butun gun komsumun kizi ile kumda oynadim. Kahveyi ise simdiye kadar icemiyorum. Cunku dogrudan gostericilik garip bir seydir.
***
Dun Sonya, komsum ve asla bitmeyen aski ile sehrin en modaci beni ikinci el magazisina goturdu. Oraya her cesit imkanlarin getirdiklerini soyledi. Cok taze ve hatta giyilmemis. Ikinci el magazamiz da cok duzgun, o yuzden kullanilmis imklanlari getirmemisler bile – sadece cesitli sebeplerden oturu insanlarin kullanmak istemediklerinden.
Boylece, Sonya ile bu ikinci el magazasina geldik, gercekten bir suru imkan var. Hatta farkli farkli sepetlere ayrilmis olarak: birinde hayatini degistirmek icin imkanlar var, digerinde zengin ve unlu olmak icin olanlar. Bunlardan gerci cok azdi, sadece iki sepet. Fakat hayatini degistirmek icin bir suru. Ben onlari iki sayat boyunca karistirdim, en guzelini bulmaya calistim. Gozlerimin rengine de, sehre de uysun diye.
Sonya da kendine asik olup birakmak sepetinde bir seyler bulmaya gitti. Niye ayni sepete koydular ise. Kendine cok hafif ve gizemli bulup gulumseye basladi. Sonya gizemli olarka gulumsemeye baladiginda, yakin zamanda gecici bir beyaz atli prens olacagi kesin. Onlar hep Sonya’ya gelir, birazcik kalip sonraki isleri icin giderler. O da uzulur. Herkes de aslinda mutlu.
Bu sefer getirdikleri pek basarili oldu, bu yuzden de her zaman imkanlar disinda cesit cesit vardi – gorebilme imkani, mesela. Ya da anlamak. Ya da kendine durust olmak. Ozellikle onlardan bir suru vardi nedense. Hatta hayatini dogru gecirmek imkani vardi bir kac tane. Ben de dayanamadim, bir kac tane farkli farkli aldim kendime. Bir tane hayatimdan zevk almak icin, digerini hayatimda herseyi oldugu gibi adini koymak icin (uzun zamandir aramistim), bir tane her seyi unutmak icin ve bir tane hatirlamak icin (bunu ne olur ne olmaz diye). Sonya da bir suru aldi. Dogru tabii ki, kim bilir daha ne zaman gelir ve getirirler.
O ikisi de, imkanlari getiren, pencerede oturup sigara iciyor, bize bakip neseleniyor ve sessizce konusuyorlar. Ya kari kocadir, ya cocuk arkadaslaridir, anlayamazsin.
Yanlarina gittim, gercekten diger sehirlerde bu kadar imkandan vazgecen var midir diye sormaya.

Tabii ki, diye cevap verdi kadin, termosundan kahvesini koyarken. Biz aslinda tuccar degiliz. Isimiz daha farkli, insanlara imkan veririz. Tamamen ucretsiz olarak, cunku bunun dogru oldugunu dusunuruz. Ve tahmin edemezsin kullanir mi insan bu imkani ya da vazgecer. Oylece fazla kalanlari da buraya getiririz, cunku aslinda her insan icin imkan benzersizdir. En azindan basindan beri dusunulen boyleydi. Size de nedense hersey uyuyor. Cope de atilmaz ki. Iyi imkanlar. En iyileri belki de.
Evet, kafasini sallayarak dedi erkek. Cogu zaman da en iyilerden vazgecerler.
Onlar da hep herkeste olanlardan ister. Uc senelik kredi, Turkiye’ye tatil icin gitmek. Bu tur imkanlari vermek de hic ilginc degil.
Neden bahsettigini pek anlayamadim ama anliyormusum gibi kafa sallayip Sonya’yi imkanlarin yiginindan cikartip visne suyu icmeye goturdum.
***
Sonbahar sehrimizde hic bir zaman oylesine baslamaz. Herkes once uzunca hazirlik yapar, kilelerinden ortulerini ve efkarini cikartir, sicak sarabin nasil yapildigini ve baharatcilarda karanfilin fiyatini hatirlar. Sonbahar da bekler, oylesine gelmeyi sevmez, daviyetiyesiz, kendini luzumlu olarak hissetmesi gerekir. Bu yuzden de beklemek zorunda. Butun yaz asklari, pazar gununde bir kurus degeri olmayan, seneye tekrar ihtiyaci olanlara tekrar satilana kadar. Diger cesitli asklar bitmek isteyene kadar ve erkeklerin yagmura bakarak viski icme zamani gelene kadar, ve kadinlarin erkeklere bakarak yagmur icme zamani gelene kadar. Sehrimizin mevsim uzmani – hep orta yaslarinda adi Viktor olan – evin esigine cikip visne tutunu ile doldurulmus piposunu yakana kadar. Yazin hic bir zaman visne tutunu icmez, bu teyid edilmis.
Sonbahar bekler, biz de kosusturup telaslaniriz. Cunku sehir, butun dunya oldugu seffaf ve hayali olmaya baslar. Her zamankinden daha da hayali. Oyle ki, karanfil icin cikip hic donemeyebilirsin. Ya da donersin, ama baharda, ve tabii ki karanfilsiz, tam tersine salak karahindiba buketi ile. Salata icin degil, oylesine. Kosusturup butun gerekli seyleri yapariz, son yolculuguna gemileri gondeririz mesela. Ustunde son dilegi yazabilirsin, fakat sadece sonbahar icin uygun olani. Yoksa gerceklesmez, hic bir sekilde. Sonbahar icin istekler de daha cok kafanda fazla hic bir seyin kalmamasi icin, kalpten ve candan bahsetmeden. Dunyanin seffafligina uymak lazim, sonsuz yagmurlar baslamadan. Insanlar yasli John meyhanesinde semsiyeleri kiralar. Her zaman ve her yerde unutulan iste o semsiyeleri, John da onlari mekanina goturur. Niye bos bos dursunlar ki diyor
Buyuculer onlarda ozel bir anahtar vardir diye soylerler sonbahari acmak icin kullanilan, fakat yalan soylediklerini dusunuyorum. Kimse saygi duymayi birakmasin diye. Sonbaharin oyle bir anahtari var oldugunu dusunuyorum, buyuculeri kapatmak icin. Cunku bu gunlerin kisaldigi ve aksamlarin daha umutsuz oldugu uc ay boyunca buyuculere hic bir sey bagli kalmaz. Herkes de bunu bilir. Yine de buyuculer yine sahip olduklari anahtardan ovunmeye basladiklari zaman butun sehir anlarcasina kafa sallar. Cunku sonbaharda buyuculer de insan gibi. Sahip olmadiklari seyle neden ovunmesinler ki. Bu mevsim icin en uygun istir.
***
Sehrimizin daha adi yokken, biz, orada yasayanlar, siradan insanlardik, oldukca tirsak, oldukca mutlu, oldukca bizim de anlamadigimiz degisimleri bekleyen. Iste tam o sirada, sonbahar yagmularin ile ilk ayazlarin arasinda sehrimize buyuculer geldi. Ilk basta onlara cogu komse dikkat etmezdi, herkes kendi isleri ile mesguldu ve buyuculerin yanlarindan sapka cikartip kafa sallayarak gecerdi. Bazen kolayca etkilenen kiz bir reverans verip selam verirdi. Buyuculerimiz kizlari etkilemekte pek basarililar, bunu onlardan alamazsin.
Buyuculer sehrimizde neredeyse normal insanmis gibi yasardi. Sabahlari ekmek almaya gidip, aksamlari sarap icerdi. Inceliyorlardi, ve kimse bu konuda onlari rahatsiz etmezdi. Sehir sakinlerin yeteri kadar problemi vardi zaten. Kale saattimiz durmustu, kaymaklarimiz kahvede eksirdi ve anlasilmaz ve hos olmayan bir suru olay olurdu. O zaman buyuculerin oldugu yerde bu islerin normal oldugunu bilmezdik. Kotu olduklarindan veya kotu seyleri diledikleri icin degil sadece dogalari oyle.
Yarim sene sonra buyuculer bizi iyice inceledikten sonra butun sakinleri meydanda topladilar, onemli bir konu var diye bizimle konusmalari gerekiyormus. Butun islerimizi ve acilarimizi birakip meydanda toplandik. Formule edemedigimiz degisimlerin yakinda oldugunu hissediyorduk ve bunu eksimis kaymaklari ve durmus kale saati ile bedeli olarak odemeye hazirdik. Mutlu olacaksak saate zaten ihtiyacimiz olmaz, kahveyi de sade olarak icebilirdik. En kotu ihtimalle daha fazla seker koyardik.
Buyuculer N adli sehrimizden normal sehir yapabilceklerini soyledi. Adi olmayan bir sehir olacakti, yabanci kimse bulamazsin diye. Mucizeleri cekecek bir sehir olacakti. Daha mucizilerin ne olacagini bilmiyorlardi, fakat bu da cok onemli degil, cunku mucizeler kotu olmaz, bu herkes tarafindan bilinen bir sey. Sehir sakinleri olarak, kesin her zaman yapacak bir seyler bulabilecegimizi ve ileride de salakca problemler bizi artik rahatsiz etmeyecekti. Buyuculer bundan boyle sorunlarimiz salakca degil, harbi/duzgun sorunlar olacak diye soyledi. Dogru sorunlari cozmek ise bambaska bir seydir. Farkini goreceksiniz, dedi buyuculer, su an bunun ne kadar farkli oldugunu hayal bile edemezsiniz. Bunun icin odenecek bedel de fazla degil – sadece sehrin bir sakinini kurban etmeniz lazim. Cunku gercek, mucizevi sehirler kan dokulmeden olmaz. Sehirler bunun gercek olduguna inanmaz. Gonullu var ise ortaya cikmalarini istediler cunku bu durumda daha az problem olurdu. Cunku gonullu olmaz ise onlar kendileri sececekti. Cunku daha once herseye karar vermislerdi ve sehrimiz yasamalari icin uygun bir sehirdir.
Meydandan o zaman endise ve korku dolu olarak ayrildik. Vaat edilen mucizleri cok istiyorduk, sehrimizin gercek, isimsiz olmasi icin sabirsizlaniyorduk. Fakat icimizden hic kimse kendini kurban etmeye niyetli degildi, herkes yeni sehri gorup icinde yasamak istiyordu. Cunku baskasinin mutlulugu cok hayali bir seydir, oysa senin umutlarin delicesine ve umutsuzcasina cismani bir seydir, hatta dokunulabilir. Buyuculer dusunmemiz icin bize iki gun verdi ve sivil bilincimize cok inandaklarini soyledi. Kendine kurban etmek isteyen de sadece olur, sessizce, hic bir toren olmadan. Sonra da sehrimiz olur.
Iki gun boyunca evimizde oturup, korkarak pencereden bakardik, buyuculere giden olur mi diye. Iki gun boyunca bir fedakar kimse cikip kendir kurban edecek diye umutlaniyorduk. Sigara icenler, yeni sigarasini digerinden yakardi, icenler durmadan icerdi. Digerleri ise sadece korkuyordu. Her mucize olmadan once oldugu gibi korkuyorduk. Buyuculer icimizden birini sececek diye korkuyorduk, fedakar biri olmayacak diye, her sey kor kurayla cozulecek diye. Kura gizlice bakip seni secer diye korkutucuydu. Cunku bugun pek presentabl bir halin yoktu. Ya da kravatin yana kaymis diye. Ya da sacin biraz bozulmus, butun sekli bozarak. Ya da kura oyle semalari sevmiyor diye, oyle de olabilirdi.
Sonra da bize verilen son gunun aksami geldi. Fakat yine de hic bir kapi acilmad ve genellikle gurultulu olan meydanimiz bombostu. Sadece buyuculer sezlonglarinda oturup bir seyleri konusuyordu. Herhalde sehirlerde ne kadar da korkak insanlar yasiyormus diye. Onlar daha fazla icin umutluydu oysa. Ve daha iyisi icin.
Ucuncu gun sabahinda ise sehrin butun sakinleri olmustu. Hepsi, sonuna kadar. Cunku isimsiz fakat mucize dolu bir sehirde yasama istegi, anlayamadigimiz bir sekilde korkuyu yendi. Buyuculer tabii kufretti, fakat sonra N adli sehrimiz isimsiz olmaya basladiginda herkesi canlandirdilar (hayata geri dondurduler). Boyle bir kurbana, sonsuz olmasa da, her sehir tatmin olur. Butun hafta boyunca somurtkan davransalar da, ki canlandirmak cok zorucu bir seydir, yine de memnun kaldiklarini dusunuyorum. Tabii ki herseyi zaten kendileri ayarlamadi ise. Bazen anlatmak bile yeterli.
***
Sehir beni bu aralar kopruden daha ilerisine gitmeme izin vemiyor. Kopruye de gerci. Koprunun oradaki kafede oturuyorum, Olmamis ile iyi bir sekilde gecindigimiz yerde. Hep orada kalamazsin, yoksa sen de olmazsin, fakat bir iki kahve icilebilir yine de. Ortaklasa bir sigara da icilebilir, “o zaman” olandan konusarak. “O zaman”imiz Olmamis ile neredeyse ayni. Orasi hep aydin, deniz kokar ve hep mukkemel bir ask varmis gibi. Daha cok ruayalara benzer, hatirlayadaklaridan, ama sikayet etmeyiz. Olmamis’a hepsi daha ileride diye soyluyorum, bunun ne kadar salakca oldugunu farkindayim ama yine de soyluyorum.
Buyuculer geldi ve sehre henuz gelemeyecegimi soyledi, “bu aralar fazlaca “dunyevisin(yere basiyorsun)” diye huzunlu bir sekilde soylediler. Evet, fazlaca dunyeviyim diye kabul ettim ben de. Simdilik oyle, kar yagana kadar, hakiki olan. Dunya cok yakin ve belki de fazlaca, olabilir. “Boylece sana ayrilmis yalnizliktan kacinmaktan mi umutlaniyorsun?” diye merak etti buyuculer. Hayir be, dedim ben de, yalnizligim beni tatmin ediyor, zarfimi acmadim bile, orada ne kadar kaldgini bilmiyorum. Sadece oyle oldu ki, fazlaca uctugunu anliyorsun ve yavasca inmeye basliyorsun. Burada fazla iyi olan seyler oldugundan degil, sadece sezon arasi. Ama artik dondurucu. Burada yarim-ask ve arkadaslik, uzak ve yakin olan, nefes yakinligi kadar yakin olan mesela. “Niye yarim-aska ihtiyacin var” diye sordu buyuculer, asktan sana faydasi yok ki. Evet kotuyum diye kabul ettim ben de, fakat baska turlu nasil olur ki hic ask olmadan, hic sehirde tekrar olamam, hic yukselemem, anliyor olmaniz lazim. Siz de bir aralar “dunyeviydiniz”. Buyuculer kafa salladi, onlar iyi bilir. “Meydanda da yeni bir kahve vardir artik” oylecesine soylermis gibi dediler, ima etmeden sanki. “Kenyali gibi ama yuz kat kadar daha iyidir”. Sehrimizde hersey yuz kat kadar daha guzel, baska turlu de olmaz. Sehrimizde hayat de yuz kat daha guzeldir “dunyevi”kinden. Bir is daha halletmem lazim, anliyorsunuz, dedim ben Olmamis’a bakarken. Yilbasi icin olan trende bu kesinlikle olmali, gerceklesecek sey. Gecmisi gelecekten ayirmaliyiz, yoksa bu yuz kat kadar iyi olan sehirde yasamak icin hic anlam kalmaz. Buyuculer yine kafa salladi. Korkmayin dedim buyuculere, hic bir sey ve kimseye tutunamiyorum artik. Bu yuzden mutlaka ve zorunlu olarak donerim. Kar tam olarak yagdiktan sonra. Olmamisim oldugunda. O zaman kafeden cikabilecegim. Oraya da daha donecegim. Olmamis olan bir suru var cunku, ben ise tekim, arada bir olmasi icin yardim etmem lazim. O da burada sikiliyordur.
Buyuculer her seyi anladi ve kopruden geri donduler. Uzunca gittiklerine baktim. Orada beklendigimi biliyorum, orada Matias var, konusacak birini bulamadigi olan. Orada komsum ve yagmur yagdiginda kapida cizebilecegim kizi var. Orada neredeyse sahip oldugum hersey var. Fakat garip olan “o” da var, hic bir zaman bende olmayan. Ve eger denemezsem donmek icin bir manasi olur mu ki? Olmamis omuzlarimdan sarildi ve bir kahve fincani daha koydu. Yilbasi icin bir ay daha var ve yetismek lazim.
***
Gecenlerde bana ve Olmamisa Matias geldi. Sehre kis gelmis diye anlatti. Buyuculer iyice calismis, anlayamadigimiz sebepten. Tek sart koymuslar. – hic kimse Yilbasini kutlamayacak. En azindan diger sehirlerde oyleymis. Matias tabii ki cok sevinip kostu, kar dolu doga resimleri cizmeye. Bosu bosuna uzunca durdugu beyaz bir boyasi var. Simdi ise kendini gostermek icin bir suru alan. Diger sehir sakinleri de kendine kisin yapilacak isleri buldu. Yuksekliklerden kayip kardan kaleleri yapmaya basladi. Hatta birinde, en guzel olanda, gercek Karlar Kralicesi yerlesmis bile. Kimse onu gormemis ama etrafinda olan magaza calisanlari bazen sigara ve portakal suyu icin geldigini anlatir. Yalan soyluyorlardir muhtemelen. Karlar Kralicesi sigaralardan muhtemelen erirdi. Gerci kim bilir bu Karlar Kralcilelerini, Matias bu kraliceyi duydugunda hemencicik portresini cizme fikri ile tutustu. Butun dunya kislari gibi guzel oldugunu soyluyorlardi. Gerci karakteri de ona goredir. Fakat Matias yine de her sabah erkenden kalkip magaza yakinlarda nobet tutup ve meyve suyu icin almasi icin tekrar gelmesini beklerdi. Uzunca bekledi, iki gun galiba. Fakat hic bir sey goremedi. Yine de umudunu kaybetmiyor, magazada not biraktim diyor. Hangi kralice portresinden vazgecer ki. Ben ise kralicenin bizim burada sadece dinlendigini dusunuyorum. Unvanindan da. Matias ise neredeyse asik oldu. Yasak oldugunu bilse de. Diger taraftan Karlar Kralicesine asik olmasi yalnizligi hic bir sekilde etkilemiyor. O boyle dusunuyor. Karlar Kralicesinin ne dusundugunu kimse bilmiyor tabii ki.
Bir de Matias herkes Yilbasi ile ilgili hic kimsenin bir sey anlamayadigini soyledi. Ve buyuculere sorup durdular bu nasil olur diye. Kisin en onemli bayramlarindandir oysa. Dilekleri tutmak ve sapmanya icmek.
Ancak sampanyayi sehrimizde gunduz mumla arasan da bulamazsin. Yasli John da kuytularindan cikarmayi coktandir tovbe etti. Bir ara yine bir bayramimiz vardi ve herkes sampanya icip suvari askerine donustu. Gercek askerlere, uniformali. Gerci bazilari asker atlarina donustu. Fakat konu bu degil. Askerlerin, yani bizim, sehrin yarisini kadar dagitmis olmamiz. Sampanyanin bu sekilde etkileyecegini kim bilirdi ki. Bazilari hatta duello denemis bile, olumcesine kadar degil tabii ki. Kim olmek ister ki, asker olmusken ve bu kadar enerji, butun sehri, kule saatini yikacak kadar varken. Hatta daha da kalacak kadar. Diger sehirlere yardim olarak gonderecek kadar. Yani kisaca, sabahtan mekanini dogru duzgun hale getirene kadar yasli John tekrar sampanyayi satmayi tovbe etti. Biz de sampanayasiz cabuk bir sekilde eskimize donduk tabii ki.
Oyle iste, sampanya ile aramiz kotu. Fakat camagaci istemedigin kadar var. Sehir sakinleri de en azindan bir camagaci susleyelim dedi. Merak ediyoruz sonuca, Yilbasi dediginiz nedir ki. Biz onu sadece resimlerde gorduk, ki onlar da cok kaliteli degildi, anlasilabilecek cok sey azdi. Fakat buyuculer birden cok sert olup hayir dedi, hic bir sekilde olmaz. Anliyor musunuz dedi buyuculer, insanlar Yilbasini oyle alisagelmis oldugu icin kutlar her yerde, onlarda butun mucizeler yilda sadece bir gunde toplanir. Iste bu 31 Aralikta. Mucizeler cok iken ve gun cok uzun degilse, sigamiyorlar. O yuzden de mucizeler yavasca yok olmaya basliyor. Ve o gun icinde sigacak kadar kaliyor. Azcik yani. Gercegi soylemek gerekirse cok cok az. Buyuculer mucizeler az olursa sehir olamaz, cunku sadece onlar ile yasar. Bu yuzden de degerli sehir sakinleri Yilbasi olmayacak dedi buyuculer ayrilirken. Sadece kis olur, cok da uzun olmayan, cok daha soguk olmayan, fakat buna ragmen cok guzel. Hayati sevmek icin bir sebep daha. Sehir sakinleri biraz dusunup tukuruverdi yere Yilbasini bosvererek. Matias, butun sehir olarak oylece tukuruverdi diye soyledi. Olan yerde de kaymak icin yer yaptilar. Kayiyorlar da simdi. Ayakkabilari ile tabii ki, patenlerimiz dogdu dogali hic olmazdi. Fakat buyuculer bu ki kendimizi iyi davranirsak onumuzdeki kista paten vereceklerini soyledi. Ve yanina da yarim dunyayi da belki. Ne yapacaksak artik.
Matias gittiginde Olmamis kulagina bir seyler fisildadi. Herhalde Karlar Kralicesini nerede bulacagini. Ne guzel, belki sonunda portresini bitirir sonunda. Gercekten o kadar guzel ise tabii ki. Hatta oyle olmasa bile, Matias icin bu engel olmaz diye dusunuyorum. Ne de olsa iki gun boyunca bekledi onu, ki bu bir cok seyi etkiler.
***
Sehirde simdi cok guzelmis. Yeni sicak sarabi uydurmuslar ve aksamlari meydanda butun sehir olarak iciyorlarmis. Hatta masalari bile tekrar sokaklara koymuslar. Cunku boyle sicak sarap ile her sogukta oturabilirsin ve Nisanin ortasiymis gibi gelir. Sicak sarabin tarifisini de suskunlar getirmisler. Tabii ki hic bir kelime etmeden. Johna birakip kendi mahallesine donmusler. Gerci gulumsemisler ayrilirken. Bu iyi bir isarettir. Hersey dogru gidiyor demek ki. Ben artik daha cok koprunun orada durup diger tarafa bakiyorum. Cunku salakca hatirlama zamani geldi. Aralik sonu, baska turlu olamaz. Sehrimizde hep oyleydi –Aralik ise, hatirlama zamani geldi demek ki.
Buyuculer, insanin anilari hafif ise hayatini rahatca yasamaya devam edebilir diyorlar. Ilk basta yapamadik. Anilar cok guzeldi, ama neredeyse dokunulabilir gibi idi ve hep geri gitmek isterdim, belki daha farkli bir sey soylemek istercesine. Ya da bazi anlari farkli yasamak istercesine. Buyuculer, yasanan olay senden ne kadar uzak ise sana o kadar donmek cok istermis, diyorlar. Donmek istiyor ise , bembeyaz ve kabarik (tuy gibi yumusak) gorunmek icin herseyi yapar. O zaman onu hayatina davet edersin. Ama anilardan baska kimseye faydasi olmaz. Anilar – pek akilli yaratiklar degildir, ve onlarin ihtiyaci olan gecmiste ve sadece orada kalmalari gerektigini anlamazlar. Orada kendilerini perk rahat hissetmezler. Fakat donduklerinde insanlar kendini rahat hissetmez. Buna nostalji deniyormus. Ya da baska bir sey de. Teorim hic bir zaman iyi degildi. Anilardan sonra gecmisin de gelebilir, iste o zaman bu hic dogru olmaz.
Bizde, herkes iyi anilarini hatirlamaya baslayinca bir kac kisi oylece gitti, gecmiste kaybolarak. Yine de yasiyormus gibi insan, fakat gozleri bos olarak dolasir ve arada ohlar. Bu da icinde gecmis oturup ona eskiden hersey ne kadar iyiymis diye anlattigi icin. Ve simdi ne kadar kotu oldu diye. Ve insanan bu salakca seyleri uzunca fisildarsan, o kafa sallayip gecmise gidebilir. O zaman da simdi, burada, gercekte yok olur.
Garip olan da su, daha yasli olanlar nedense kaldi. Yok olanlar, enteresan hayati yasamaya baslayanlardir. Duygularin parlakligi ve duygularin tamamlanmasi ile ilgi bir seyler soylerdi. Fotograflari anlatir gibi. Sonra da yok oldular. Kimisini iki sene once olan oncesindeki ask yakaladi, kimisini dort sene oncesindeki bahar, sel oldugunda ve uc gun catilarda beklemek zorunda kaldigimizda. Iste o zaman cok neseliydi diyorlar, simdiki gibi degil, siradan bir hayat ve haftada bir bayram. Kisacasi hepsi yok olup gitti iste. Buyuculer bununla yapacak bir sey olmadigini soylediler, her insan ihtiyac duydugu secer – bir cok farkli hayat ya da bir tane, fakat defalarca tekrarlanan. Diger sehir sakinleri buna bakti ve herseyi duzgunce hatirlamayi ogrenmeye basladi. Burada en onemli olan, diger zamanlarindan iyi olan icinde, bir yerinde oldugunu bilmek, derinde, ama orada. Sadece iyice bakmak lazim. Ve bulursan eger, hatirladigin ne olursa olsun sadece gulumseyeceksin. Nostaljik olarak degil ama. Iste o icindeki olan ile. Cunku huzunli olarak gulumsersen anilar hemencicik pesinden kosar. Uzun zamandir ogrenmeye calistik, hemen de anlayamazsin. Her ne kadar iyi hissetsen de, yine de, o zamanlar icin huzunlenmeye uzak bir kafeye gidersin. Yine de bir sekilde basardik, butun cini, neredeyse butun kahve stoklarini tukettik, fakat basardik. Uc teyzemiz kedi oldu hatta. Kediler gecmisleri hakkinda hayiflanmazmis. Bu yuzden de dokuz hayatlari varmis.
Ben de koprude durup bir seyler hatirliyorum. Bir suru bahari, tratuvarlarin kuruyup, sokaklara masalari ve semsiyeleri cikarttiklari zamani. Sonbahari, umutsuzca mutlaka asik olman gerektigi ve sominede salakca sirirleri yakman gerektigi zamani. Yazi, her seyin her zamanki gibi guzelce, butun anilarin kelebege donustugu zamani. Ya da yusufcuga. Hatirliyorum ve gulumsemem gerektigini dusunuyorum. Cunku guzeldi. Gercekten. Fakat gulumsemiyorum ve donup sicak olan yere sigara icmeye gidiyorum. Cunku bu gulumsemenin ne olacagini bilmiyorum. Risk de almak istemiyorum.
***
Sehrimizden giden yollar hic bir zaman diger sehirlere goturmez. Bunun neden boyle oldugunu kimse bilmez. Belki diger sehirlere yolumuz yasaktir. Yok olup gideriz ya da baska kotu bir sey gelir basimiza. Sehrimizden giden yollar her zaman insani ona kadare goturur, diger taraftan. Ya da kaderlerine. Bu artik sansin nasil denk gelirse.
Insan kaderi ile konustuktan sonra her yerde olabilir – baska sehirde de, baska dunyada da. Evinde de bulabilir kendini, koltugunda mesela. Bu da cok kotudur anlamina gelmez, kaderi boyle demek ki. Kader herkese farkli gorunur tabii ki – bazilari cok guzel kadin gorur, bazilari ihtiyar bi kari gibi, kotu bakisli. Arkadasim Sonya fazlaca beyaz bir atli prensi gormus. Gercekten kaderi mi boyle yoksa iyilik mi yapmaya karar vermisler kendisine. Sonya artik acisini daha hafif gecirebilecegini soyledi, kaderi boyle ise. Ve her zaman yanininda ise. Hatta ayrilirken kendisini opmus bile diye soyler, yalan mi soyluyor bilemiyorum artik. Kim bilir artik, kader tarafindan opulmus veya opulmemis arasindaki farki. Kaderle bu arada hep onemli ve heybetli konulari konusmak gerekmez. Hatta, galiba bu konulari konusmamak daha iyidir. Kaderler bu konulardan cok sikilmis. Hayatlari boyunca her gun bununla karsilasmak zorundalar. Ve her adimlari insanlarin hayatlari etkildiklerini anlamak. Etkilemekle de kalmayip siktircesine hayatini alt ust etmek. Bu yuzden kaderlerin suratlarinda (suratlari var ise tabii ki) hep buyuk bir sorumluluk ifadesi vardir. Bu yuzden de konusulacaksa, basit salakca seylerden konusmak lazim, cunku kaderini zaten degistiremezsin, pazar gununde baska bir kaderle degismezsen, oysa konusmayi cok severler. Fakat bir sir var ki , kaderim bana anlatti. Daha dogrusu kaderim degil, disardan gelmis biri, kaderimle bir turlu konusamiyorum. Yolumda gidiyorum oylece, hic bir tarafa sapmiyorum., ilerde de ya agac koku, ya bataklik, ya yazi olan bir tas. Sola gidersen rahatca yasarsin, saga gidersen yine yasarsin, ama artik cok rahat degil, duz gidersen kim bilir ne olur sana, turunden. Evet, tabii ki ben de duz gittim.
O sira hayatimda bir durgunluk ve kriz varmis gibi geldi ve acil olarak degistirilme zamani gelmis gibi. Ve duz gittim. Orada da ne gariptir ki kader. Fakat benim degil, kesinlikle. Orman ortasinda oturmus, odun yakmis, cezvede kahve yapiyor. Otur diyor, konusacaklarimiz var, yuzyildir konustugum kimse olmamistir. Kahve de koydu bana. Garip bir kaderdi. Ya erkek ya da kadin, ya da urkutucu bir sey, tuylerini diken diken yapan. Hayatimi degistirmek istemezsem oylece oradan kacardim. Simdi ise yanina oturup sigara sarmalarimdan uzattim. Kisa bir sure icin insan gibi bile oldu normal bir sekilde sigarasini icmek icin. Ve kahvesini icmek icin. Kaderle cesitli salakca seylerden konustuk – son sehir haberlerinden ve havadan. Sonra da etrafina bakip – sana cok bir sir anlatacagim dedi, korkunc bir sir. Onunla yasamak daha zor olacak dedi. Fakat bu yolu sectiysen bunu bilmen lazim. Bununla yasaman gerekecek. Siz insanlar bizim icin de aslinda bir nevi kadersiniz. Siz ise oylece mutluca yasayip gidiyorsunuz, ne yaptiginizdan haberi olmadan. Cunku kaderiniz var ve ondan kacamazsiniz. Oysa attiginiz her adim hayatinizi de ayni sekilde etkiler. Siz, kaderlerin bir hayati olmadigini mi dusunuyorsunuz, sadece, sizin salaklarin dogru yollardan gitmeniz mi derdimiz? Hic de oyle degil. Bizim de hayatimiz, askimiz ve olumumuz var, olmasi gerektigi gibi. Ve eger sen salakligindan herhangi bir sansini kullanmazsan, kaderin de oyle bir sansi olmayacaktir. Ya da mesela, hic bir yere gitmemeye karar verirsen, sadece evde oturup pencereden bakmaya. Kaderinin de o sira bir randevusu vardir. Ama o evde oturmak zorunda kalir cunku sen de evinde oturuyorsun. Sen, biz kaderler, sirf fedakarlik icin herseyi yaptigimizi zannediyor olmalisin ya da adimiz/misyonumiuz boyledir diye? Hic de bile. Sadece gecinimizi yasanabilir yapmaya calisiriz. Bunun icin de sizi yonlendirmek zorundayiz gerekli yerlere. Siz bir de karsi cikiyorsunuz. Oyle iste. O yuzden simdi iyice bir dusun bir sey yapmadan once. Belki en azindan kaderlerinden birinin hayati daha rahat olur.
— Biri mi? bir kac tane mi var yani? Diye sordum.
— sende onlardan sonsuzca var – diye cevap verdi kader. Bu yuzden de hic biriyle karsilasamazsin. Fakat her seferinde bu yoldan gittiginde kendine yeni bir kader secersin. Ve bu da iyi. Cunku simdi dusunmeye baslarsan onlar daha mutlu olur. Belki de bu yuzden beni bana gonderdiler.
Sonra kader cezvede kalan kahveyi koydu ve biz oylece oturuo, gunes batisini seyrettik. Kahve bittiginde ise kendimi evimde buldum ve kedi delircesine bagiriyor, uc gundur ac cunku. Kaderle cok uzunca kahve icmisiz.
Iste simdi, bu sir ile yasiyorum, bu yuzden de hep dogru yapiyorum diye dusunerek. Yakinda suratimda buyuk bir sorumluluk gorunur muhtemelen. En azindan kaderlerim dans etmeye, erkeklerle gorusmeye gidebilecek, hatta sinemaya belki.

Добавить комментарий

Ваш адрес email не будет опубликован. Обязательные поля помечены *

1 × пять =